Satranç – Stefan Zweig

Satranç (Schachnovelle), Stefan Zweig’in Brezilya’daki sürgünde yazdığı ve en tanınmış eserlerindendir. Dünya edebiyatında bir biyografi yazarı olarak anılması nedeniyle, eserde, başlangıçta dünya satranç şampiyonunun hayatı anlatılacak sanılsa da, Nazi döneminde psikolojik işkenceye maruz kalmış bir insanın öyküsüne yer verilmiştir.

Karakter tahlilleri, psikolojik analizlerin çok iyi işlendiği ve betimleme unsurlarının titizlikle okuyucuya sunulduğu sürükleyici bir öyküdür. Ayrıca eseri okuduktan sonra Stefan Zweig’in biyografisine bir göz atmanızı öneririm. Eserde kendisinden ne kadar çok iz olduğunu, aslında kitabın yazarın bir nevi son manifestolarından birisi olduğunu anlayacaksınız.

Öyküde temelde üç karakterin hayatının   bir gemi yolculuğunda kesiştiğini görüyoruz.
bunlar; sıradan bir satranç oyuncusu, satranç dünya şampiyonu Mikro Czentovic ve Nazi zulmüne maruz kalan Dr. B.

Mikro umursamaz tavırlı, kendini beğenmiş, cahil bir kişidir. Hayatında satranç oynama dışında hiçbir yeteneği yoktur. Bir papazın yanında yetişen, babasının denizci olduğunu bildiğimiz bu çocuk, yeteneğinin keşfedilmesi ile köyünü ve ismini dünyaya duyurmayı başarır.

Dr. B. nin ise yıllar önce Hitler döneminde bir otel odasında hücre hapsi yaşarken eline bir satranç turnuvası kitabı geçer ve kendisi ile satranç oynamaya başlar. Sürekli olarak kendisi ile olan mücadelesi yıllar içinde psikolojik olarak derin travmalar yaşamasına neden olur. Kendisini bu bunalımdan kurtardığını düşünmüşken, Czentovic ile oynadığı oyunda tekrar bu duyguları yaşar.

“Hiçlik” kavramı yazar tarafından o kadar yerinde ve anlaşılır kullanılıyor ki, bu kavramı merak edenlerimiz mutlaka bu öyküyü okumalı.  Kısa bir alıntı yapacak olursak:

“Yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna ‘hiçlik’ kadar baskı yapmaz.”

Öyküye, başladığınızda sürüklenip gideceksiniz. Etkisini hemen üzerinizden atamayacaksınız ve keşke bu kadar ince bir kitap olmasaydı diyeceksiniz.