Dokuzuncu Hariciye Koğuşu-Peyami Safa

Peyami Safa’nın, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanından bahsedeceğiz bugün. Yazar, genç yaşta gelen ve  bir ömrü etkileyen bir hastalığın, genç bir çocuğa verdiği acıları ve yalnızlığı, aşk acısı ile harmanlayarak, psikolojik gözlemlere yer vererek okuyucuya sunmuştur.

Romanda, işlenen konuyu dizinde artrit hastalığı olan on beş yaşındaki bir gençten dinliyoruz. Romanda seçilen kelimeler ve cümleler  yüksek estetik değerlere sahip bir anıt gibi yükseliyor. Öyle betimlemeler kullanılmış ki, o yaralı bacağı kendinizden bir uzuvmuş gibi hissediyorsunuz.

Roman kahramanının, hastalıkla mücadelesinin yanında yaşadığı aşk ve kendi iç karmaşası,  yaşama karşı verilen fiziki bir mücadelenin yanı sıra ruhsal bir hesaplaşması da bizlere sunuluyor.

Roman, tamamını alıntılamak isteyeceğiniz türden bir eser aslında ama hafızalardan çıkmayacak bu sözler beni çok etkiledi:

“Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum.”

“Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm.”

“Felaketimizi başka biriyle taksim etmek saadettir, fakat annelerle değil, annelerle değil.”

Türk Edebiyatının nasıl bir derinliğe ve etkileyiciliğe sahip olduğunu anlamak için  bu eseri mutlaka okuyunuz diyorum. Çok zamanınızı almasa da okumak, etkisi bir ömür devam edecek…